Bu Millet Her Zaman Çanakkaleler Yaratır

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi tarafından 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 106. yılında çevrim içi konferans düzenlendi.

Özellikle Çanakkale Savaşlarıyla ilgili önemli incelemeleri ve araştırmaları kaleme alan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Mert’in konuşmacı olduğu, “Yaşayan Çanakkale Ruhu” isimli konferansın moderatörlüğünü, İKÇÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilgün Nurhan Kara üstlendi.

Prof. Dr. Hasan Mert, Çanakkale Ruhunun inancı, bağımsızlığı, vatan ve bayrak aşkını, fedakârlığı ifade ettiğini kaydederek “Her bir kavram hakkında uzun uzun konuşabiliriz. Ama duyguları en iyi ifade edenler sanatçılarımızdır” dedi.  Bu yönde cephede olup bitenlerin halka daha iyi anlatılması için devlet tarafından Heyet-i Edebiye oluşturulduğunu aktaran Mert, “Bazı şair, yazar ve ressamlar 1915 Haziranı’nda savaşın henüz devam ettiği günlerde, Çanakkale’ye götürülmüş; orada gördüklerini ve hissettiklerini halka ve gelecek nesillere aktarmaları istenmişti. Bu geziye katılan sanatçılar Ağaoğlu Ahmet, Ali Canip, Celâl Sahir, Çallı İbrahim (ressam), Enis Behiç (Koryürek), Hakkı Süha, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Hıfzı Tevfik, Mehmet Emin (Yurdakul), Muhittin (Tanin gazetesi yazarı), Nazmi Ziya (ressam), Orhan Seyfi (Orhon), Ömer Seyfettin, Selâhattin (Darüleytamlar müdürü), Yekta (bestekâr), Yusuf Razi Bey ve İbrahim Alâettin (Gövsa)’dan oluşuyordu. Çanakkale Savaşı’nı anlatan en güzel şiir, Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ının Asım isimli bölümünde yer alan “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiiridir. Çanakkale’de savaşın devam ettiği sırada orada bulunmamasına rağmen, sanki gözleriyle görmüşçesine kaleme alınan bu şiir adeta savaşla özdeşleşmiştir.” şeklinde konuştu.

“Ben sürüneyim ama milletimin başı göklerde olsun…”

“Çanakkale ruhunu yaşayanlar ve yaşatanlar var. “ diye anlatımına devam eden Prof. Dr. Mert, Çanakkale ile ilgili araştırmalarıyla tanınan amatör tarihçilerden Mehmet İhsan Gençcan’ın satırlara döktüğü Çanakkale Gazisi Celal Dümtek’in anekdotunu paylaştı: “Gazi’nin adı Celal Dümtek ’ti ve Çanakkale Savaşı sırasında patlayan bir top mermisi sebebiyle iki bacağı da dizkapaklarından kesikti. Kesik yerler meşin kaplıydı. Ama bu konuda gamsız, kedersizdi. Bunun sebebi olarak Kahraman Celal, “çirkin göründüğünden değil, yerde sürünürken acıdığından” meşin kapladığını söyledi. “Ben sürüneyim ama milletimin başı göklerde olsun. Milletimin şerefi yüksek dursun. Ne olacaktı yani, ben sağlam bacakla, istilâ edilmiş bir vatanda dolaşacaktım… Daha mı iyiyidi? diyordu. Dümtek, nasıl gazi olduğunu sorduklarında ise “Bir obüs patlayıverdi yanımda. Ne olduğunu anlamadım bile. Sonra arkadaşlar gecenin yarı aydınlığında bakmışlar ki bacaklarım sallanıyor. İyisi mi demişler şu bacakları uçuruverelim. Kangren olmasın ve uçurmuşlar dizkapaklarımdan…” İşte ecdadımız Celal Dümtek gibi kahramanlarla doludur. Bizim genlerimizde vatan sevgisi, bayrak sevgisi, özgürlük aşkı var. Bu millet her zaman Çanakkaleler yaratır. Hiçbir zaman ümitsiz olmayın. Yeter ki Çanakkale’yi unutmayalım” dedi.

“Çanakkale’yi dünyaya anlatamadık”

Tarihimizi televizyon sinema gibi sanatları kullanarak anlatmakta yetersiz kalındığını ifade eden Prof. Dr. Mert, günümüzün artık sosyal medya, internet, televizyon ve sinema çağı olduğunu, Çanakkale’yi tüm dünyaya anlatmanın da en etkili yolunun bu alanları iyi şekilde kullanmaktan geçtiğini vurguladı. Prof. Dr. Mert, “Tolga Örnek imzalı bir belgesel filmi yapıldı. Avustralyalı ünlü oyuncu Russell Crowe, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan gibi oyuncuların oynadığı ‘The Water Diviner’ var. Onların Er Ryan'ı Kurtarmak, Truva gibi filmlerine baktığımızda Çanakkale adına yapılan filmler, bu filmlerin seviyelerinin yanına bile yaklaşamıyor. Biz Çanakkale’yi anlatacaksak medyayı iyi kullanmalıyız. Konu var, senaryo var ama bize bir helvacı ustası lazım. Bu konuda sinemacılarımıza büyük bir iş düşüyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

“Batmayacakları sandıkları gemileri, vatan seferberliğimiz ile battı”

İKÇÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilgün Nurhan Kara ise müttefiklerin Türkleri küçümseyerek başladıkları savaşta, ecdadımızın onurlu vatan mücadelesini hiç hesaba katmadıklarını aktardı. Doç. Dr. Kara, “Boğazı kolayca geçeceklerini ümit ediyorlardı. Churchill'e göre İngiliz donanması Boğaz'da görününce Türkler topları bırakıp kaçacaktı. Planlarında kolayca geçebileceklerini düşünenlerin düşündükleri gibi olmadı. Batmayacakları sandıkları gemileri, donanmaları, her ferdimizin katıldığı vatan seferberliği ile büyük bir vatan aşkı, özgürlük tutkusu ile battı” diye konuştu.

İlgili Resimler


Menüyü Kapat